Offers and bonuses by SkyBet at BettingY com

  • Anasayfa

YÖK’ün 50/d Kararı Gözlerimizi Yaşarttı!


Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu`nun `YÖK’ün 50/D Kararı Gözlerimizi Yaşarttı!` başlıklı açıklama metnidir.

Bilindiği üzere 50/d, 2547 sayılı kanunun bir maddesi olmanın ötesinde, akademideki güvencesiz istihdamın, baskının, angaryanın, işten atma tehdidinin kristalize olmuş adıdır. Üniversitelerde araştırma görevlisi istihdam biçimi olan 50/d ile ilgili olarak, sorunları çözmek vaadiyle uzun süre çalışma yürüten YÖK, 50/d sorunuyla ilgili "dağ fare doğurdu" dedirten kararını bugün yayımlamıştır.

Devamını Oku

Yazdıre-Posta

MSGSÜ rektörlüğünden skandal karar

Sosyoloji Mezunları Derneği (SOMDER), bir Alman vakfının katkılarıyla “KÜRESEL KAPİTALİZM KARŞISINDA YEREL KÜLTÜR VE HALKLAR” başlıklı uluslararası bir sempozyumu Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesine (MSGSÜ) ait bir oditoryumda gerçekleştirecekti. Vahdet Gazetesi bu sempozyumla alakalı haddini aşan bir haber yayınlayarak aralarında emekli üyemiz ve akademik özgürlükler mücadelesinin simge isimlerinden Rıfat Okçabol hocamızın da bulunduğu kimi katılımcılara dönük hakaret ve karalamaları sayfalarına taşıdı. Normalde aşırı sağcı sözde bir gazetenin hezeyanları deyip geçeceğimiz bu olay, MSGSÜ rektörlüğünün sempozyum için yaptığı yer tahsisini iptal etmesiyle büyük bir skandala dönüşmüş durumdadır. Üniversite idaresinin hesap vermesi gerekmektedir.

Ancak Vahdet Gazetesinden icazetle bilimsel faaliyet yapabilenlerin yönetimde olduğu bir üniversite, bu kurumlara geçmişte emek vermiş bütün bilim insanlarını yaraladığı gibi, bu olay bu kurumların mensup ve öğrencilerine de bir hakarettir. Eğitim Sen bu rezalete sessiz kalmayacaktır. Rıfat Okçabol hocamızın ve diğer katılımcıların bilimsel yetkinliklerini Vahdet Gazetesine ölçtürmek MSGSÜ rektörlüğünün haddi değildir. Bilimsel özerkliğin sınırlarını herhangi bir siyasal zihniyete, hele de sağ muhafazakarlığın kıyıda köşede kalmış marjinal yayın organlarına çizdirenler, oturdukları makamların hakkını veremezler.

Siyasete biat ederek üniversitede idarecilik yapmak, kendi doğal akışı içinde yüksek öğretim kurumlarını hükümetlerden MGK’lardan korkmakla başlayıp Vahdet Gazetesinden korkmaya kadar düşürmüştür. Bu gidişin de, korkunun da ecele faydası yoktur. YÖK terbiyeli yönetici kuşağı üniversitenin onurunu her gün başka bir skandal uygulamayla ayağa düşürmektedir. Doğramacı da Evren de ölmüştür ama marifetleri hala daha da beter sonuçlar doğurmaktadır. Bizler üniversitelerimizi, korkak idarecilerden, tacir üniversite mensuplarından, iktidar yardakçılarından ve tam da bunlardan dolayı YÖK’ten kurtulana kadar mücadelemize devam edeceğiz. Bilimsel özgürlüklere ve akademik özerkliğe sahip çıkacağız.

Kurtuluş Yok Tek Başına Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz


Eğitim Sen İstanbul 6 Nolu Üniversiteler Şube Yürütme Kurulu

Yazdıre-Posta

İdari ve Teknik Personel Çalıştayı Sonuç Raporu Yayımlandı!

Raporu görmek için tıklayınız.

Sendikamız Eğitim Sen, "Ortak Yaşam İlkelerimiz"de ifade ettiğimiz üzere akademik, idari, teknik personel ve tüm yardımcı hizmetlerde hangi statüde olursa olsun üniversitede çalışanlar ile öğrencilerden oluşan topluluğu üniversite bileşenleri olarak tanımlar. Bu nedenle eğitim ve bilim emekçileri olarak, eğitimin ve bilimsel üretimin üniversitenin tüm çalışanlarının kolektif emeğinin ürünü olduğu bilinciyle, yükseköğretim alanında her zaman "yok sayılan" idari ve teknik personelin sorunlarını ve sorunlara dair oluşturduğumuz çözüm önerilerimizi kamuoyuyla paylaşmanın, yükseköğretim hizmetinin nitelikli biçimde örgütlenebilmesi için hayati önemde olduğunu düşünüyoruz.

Bilindiği üzere yükseköğretim emekçileri, esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerine mahkum edilmek istenmektedir. Kamu Personel Rejimi‘ndeki dönüşüme paralel olarak, kadrolu istihdam edilen mevcut idari ve teknik personelin çalışma koşulları, sosyal ve özlük hakları da fiili ve keyfi olarak ellerinden alınmak istenmektedir.

Devamını Oku

Yazdıre-Posta

ÖYP’li araştırma görevlilerinin sorunları katlanarak artıyor!

Bilindiği üzere üniversitelerde araştırma görevlisi istihdamı uzun süredir Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP) üzerinden yürütülmektedir. Özellikle yeni üniversitelerin kurulmasıyla hız kazanan ve 50/d olarak bilinen güvencesiz istihdama göre daha güvenceli bir kadro olması nedeniyle de talep gören ÖYP araştırma görevlilerinin sorunları ise her geçen gün katlanarak büyümektedir.
Son olarak, ÖYP`li araştırma görevlilerine lisansüstü eğitimleri süresince eğitim, araştırma, akademik etkinliklere katılım gibi başlıklar için ayrılan bütçenin süratle düşürülmesi, YÖK`ün bilimsel araştırmaları ve faaliyetleri ne kadar ciddiye aldığını gözler önüne sermektedir. Yapılan bu değişikliklerle adeta yolsuzlukların, hırsızlıkların ve kamu kaynaklarındaki israfın faturası ÖYP`li araştırma görevlilerine kesilmek istenmektedir.

Devamını Oku

Yazdıre-Posta

1 mayıs birlik, mücadele ve dayanışma günü kutlu olsun!

 

1 Mayıs, yıllardır tüm dünyada ve Türkiye’de işçi sınıfının ve ezilen halkların eşitlik-özgürlük-kardeşlik ve insanca bir yaşam talepleriyle harekete geçtiği, mücadele kararlılığını alanlara yansıttığı bir gün olarak kutlanıyor. 

Siyasi iktidar, işçiler, kamu emekçileri, emekliler, toplumun ezilen, dışlanan, yok sayılan, ötekileştirilen tüm kesimlerinin giderek artan ve acil çözüm bekleyen sorunlarını geri plana iterken, karşısına çıkan her fırsatta toplumu ayrıştırma ve kutuplaştırma politikasını sürdürüyor. İşçi ve emekçiler yapay ayrımlar üzerinden birbirine karşı kışkırtılıp düzen güçlerinin etkisine girmeleri hedeflenirken, onların kendi sınıf çıkarları etrafında birleşmeleri ve birlikte mücadele etmeleri fiilen engelleniyor.
Siyasi iktidar, son dönemde giderek arttırdığı baskı ve şiddet politikalarını güvence altına almak, kendisini korumak için iç güvenlik yasası çıkardı. Zaten sınırlı olan özgürlükleri kısıtlamayı hedefleyen iç güvenlik yasası ile devlet şiddetine yasal kılıf hazırlamayı, sıkıyönetim uygulamalarını olağan hale getirmeyi hedeflediler. Bir taraftan kamuda esnek çalışma, angarya, taşeronlaştırma uygulamaları ile güvencesiz istihdam uygulamaları artarken, diğer taraftan eğitim, sağlık gibi en temel kamu hizmetleri hızla piyasa ilişkileri içine çekildi.
Kamuda esnek, kuralsız ve güvencesiz çalışma uygulamalarının yaygınlaşması, iş güvencemiz başta olmak üzere, en temel özlük haklarımızın elimizden alınmak istenmesi, zorunlu rotasyon başta olmak üzere çalışma ve yaşam koşullarımızı zorlaştıran uygulamalar karşısında susmamız, geleceğimizi ipotek altına alan yasal düzenlemelere ve fiili uygulamalara daha fazla seyirci kalmamız mümkün değildir.

Devamını Oku

Yazdıre-Posta