Offers and bonuses by SkyBet at BettingY com

  • Anasayfa

Halkların kardeşliğini ve barışı savunacağız, SAVAŞA HAYIR

Halkların kardeşliğini ve barışı savunacağız, SAVAŞA HAYIR

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP’nin Suriye’ye karşı savaş anlamı taşıyacak bir askeri müdahaleye yönelik çıkışları gerek bölge gerekse ülkemiz halklarında büyük bir endişeye yol açmaktadır.

Suriye’ye yönelik bir askeri harekatın, müdahalenin sonuçlarının çok ağır olacağı, bu operasyonun yine emekçi halkların, gençlerin, kanı, canı üzerinden yürütüleceği çok açıktır.

Bu gözü dönmüş gidişe güçlü bir şekilde, kararlılıkla dur demenin, barış çağrısını tüm gücümüzle haykırmanın zamanıdır. 

“Halkların kardeşliğini ve barışı savunacağız, SAVAŞA HAYIR” demek için 2 Temmuz 2015, Perşembe akşamı 19.00’da, Tünel Meydanı’ndan Galatasaray Lisesi önüne bir yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleştirilecektir.

Barış çağrısına sesinizi katmanızı ve katılımınızı bekliyor, hepimize  kolay gelsin diyoruz.

KESK İstanbul Şubeler Platformu, DİSK İstanbul Bölge Temsilciliği, TMMOB İl Koordinasyon Kurulu, TTB-İstanbul Tabip Odası

Yazdıre-Posta

Direnen ODTÜ Emekçilerinin Yanındayız!

Direnen ODTÜ Emekçilerinin Yanındayız!

Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde, Aralık 2014’te maaş promosyonu ihale sürecinde üç gün süreyle gerçekleşen grev sonucu, sendika eylem komitesindeki sendikamız iki üyesine açılan Rektörlük soruşturması “kamu görevinden çıkarılma” talebinin YÖK Disiplin Kurulu’na sunulmasıyla sonuçlanmış ve Eğitim-Sen Ankara 5 No’lu Üniversiteler Şubesi Örgütlenme Sekreteri Araştırma Görevlisi Mert Kükrer ve Şube Denetleme Kurulu üyesi Teknisyen Barış Çelik işten atılma tehdidi ile karşı karşıya kalmıştır. Sendikamız üyesi diğer üç meslektaşımıza ise eğitim öğretimi engelleme suçlaması ile kademe ilerlemesinin durdurulması cezası verilmiştir.

ODTÜ'lü emekçiler soruşturmaya konu olan Aralık 2014'deki eylemlilik sürecinde hak arama yolunda birlikte davranabilmek adına hepimize bir defa daha örnek olmuştur.

Bizim bildiğimiz ODTÜ, emeğe saygı, çalışan haklarına duyarlık yönünden diğer üniversitelere örnek olabilecek bir pratiğe sahipti, bu bakımlardan diğer üniversitelere göre ayrı ve olumlu bir yerde durmaktaydı. Anlaşıldığı kadarıyla Ahmet Acar bu farklılığı ortadan kaldırıp ODTÜ’yü bilim emekçilerinin haklarına saygı gösterilmeyen sıradan bir kurum haline getirmeye çalışmaktadır. Sendikamız Ankara 5 No`lu Üniversiteler Şubesi üyesi iki arkadaşımızın Rektörlük önüne 23 Haziran 2015'de direniş çadırı kurmasına kadar uzayan bu süreçte rektörlüğün tutumu ODTÜ'lü öğrenci ve emekçiler açısından bir utanç kaynağıdır.

Bizler, Eğitim Sen üniversiteler (İstanbul 6, İzmir 3 No'lu) şubeleri olarak üniversitelerin özgürlüklerin, sendikal örgütlenmenin güvence altına alındığı ortamlar olması gereğinden hareketle, dosyaları YÖK disiplin kuruluna sunulan ve kademe ilerlemesi durdurma cezası alan arkadaşlarımızın yanlarında olduğumuzu bir kez daha belirterek, ODTÜ yönetimini dosyaları geri almaya, kamuoyunu da arkadaşlarımızla dayanışmaya çağırıyoruz.

Eğitim Sen İzmir 3 nolu Üniversiteler Şubesi

Eğitim Sen İstanbul 6 nolu Üniversiteler Şubesi

Yazdıre-Posta

üyelerimizle uğraşmaktan vazgeçin

ÜYELERİMİZLE UĞRAŞMAKTAN VAZGEÇİN

İstanbul Üniversitesi rektörlüğü göreve getirildiğinden beri, göreve getiriliş sürecindeki meşruiyet sıkıntısı yüzünden hayli alıngan ve güvensiz bir tutum sergilemektedir. Bunun sonucu olarak yerleşke sınırları içinde alışılmadık sayıda polis bulundurmakta, İstanbul Üniversitesi geleneğine ters olarak sadece dar bir siyasal-kültürel çevre içinden yöneticileri belirlemekte ve en önemlisi en sıradan hak arama çabalarında bile büyük bir isyanın emralerini gördüğüne vehmetmektedir. Dolayısıyla bugün İstanbul Üniversitesinde resmi kanalları kullanarak, dilekçe vererek basit bir kadro meselesindeki usulsüzlüğü takip etmek bile sorun haline gelmiştir.

Üniversitelerimizde hep bir sorun olagelen ve hiç bir zaman hakkaniyet ve liyakat ilkelerine, gereğince riayet edilmeden dağıtılan unvan, kadro ve dereceler sendikamızın hep mücadele ettiği bir konuyu teşkil eder. Şube kadın sekreterimiz Gültan Ergün’ün hakettiği dereceyi alması için çalıştığı birim rektörlük nezdinde gerekli resmi girişimlerde bulunmuş ama neredeyse bir yıla yakın bir sonuç alınamamıştır. Buraya kadar olan başka üniversitelerde de benzerlerini yaşadığımız bir sorundur, fakat sendikal sorumluluğunun da bir gereği olarak, şube kadın sekreterimiz gerek dilekçe vererek gerekse de bilgi edinme hakkı çerçevesinde konuyu kurcalamaya başladığında hayli alıngan yeni rektörlüğümüz şube kadın sekreterimize haddini bildirmek üzere, onu 13 b/4 maddesi uyarınca başka bir birime sürgün etmiştir.

Devamını Oku

Yazdıre-Posta

Üniversitelerde Taşeronlaşma: Sorunlar ve Mücadele Olanakları

 “Üniversitelerde Taşeronlaşma: Sorunlar ve Mücadele Olanakları” Çalıştayı Sonuç Metni

 Bizler, Eğitim Sen Üniversiteler Şubeleri olarak 25 Nisan 2015 günü Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlediğimiz “Üniversitelerde Taşeronlaşma: Sorunlar ve Mücadele Olanakları” Çalıştayı’nda bir araya geldik. Günümüzde hızla yaygınlaşan taşeron çalıştırma biçimlerinin sorunlarını, rektörlüklerin tutumlarını, örgütlenme ve ortak mücadele olanaklarını ele aldık, deyimlerimizi paylaştık, kararlar aldık.

Eğitim Sen İstanbul 6 No’lu Şube, Ankara 5 No’lu Şube ve İzmir 3 No’lu Şube, KESK bünyesinde üniversite emekçilerini örgütlemekte ve yıllardır ortak çalışma ve politika iradesi geliştirmektedir. Akademik ve idari personelin haklarını savunurken, git gide artan taşeron çalıştırılanların örgütlenmesinin önündeki hukukî ve idarî engellerin aşılması için de yeni olanaklar arayışında olmak boynumuzun borcudur.

Devamını Oku

Yazdıre-Posta

Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı Darılmasın Ama…

 
Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu`nun ` Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı Darılmasın Ama…` başlıklı açıklama metnidir.
 

3 Haziran tarihinde, "YÖK`ün ÖYP Usul ve Esaslarında Yaptığı Akıl Almaz ve Hukuk Tanımaz Değişikliklerine Karşı Yargıya Gidiyoruz!" başlıklı açıklamamızla ilgili olarak YÖK, web sayfası üzerinden kendilerine suçlama yaptığımızı iddiasıyla kamuoyunu bilgilendirici bir açıklama yaptı.  YÖK`ün "Bir eğitim sendikasının iddialarıyla ilgili açıklamamız" başlığıyla 5 Haziran tarihinde yaptığı söz konusu açıklamasına ilişkin bir konunun altını kalınca çizmemiz gerekmektedir. 

Öncelikle belirtmek isteriz ki bir sendikanın görevi, emekçileri sadece kağıt üzerinde üye yapmak değil, onların sorunlarına sahip çıkmak ve çözüm üretilmesine katkı sunmaktır. Bu nedenle yükseköğretim alanında ciddi anlamda tek faaliyet yürüten bir sendika olarak, YÖK`ün düzenleme ve uygulamalarını takip etmek ve gerektiğinde uyarılarımızı yapmak sendikal sorumluluğumuzun önemli bir parçasıdır. Bu kapsamda YÖK`ün açıklamalarımızı takip ederek işaret ettiğimiz sorunlara dair kamuoyunu bilgilendirici açıklamalar yapması bizleri memnun etmiştir. Ancak YÖK`ün ilgili açıklamasından görüleceği üzere (görmek için tıklayınız) sendikamızın eleştirileri yanlış değerlendirilmiş, asıl dikkat çekmek istediğimiz nokta görülememiş ve zaten hukuksuz olduğunu bildiğimiz eski düzenlemeye dair yargı kararı gerekçe olarak ileri sürülmüştür.   

Bilindiği üzere YÖK`ün ilgili kararıyla, ÖYP programına başvuracaklar arasında "Kendilerine avantaj sağlamak amacıyla yanlış beyanda bulundukları tespit edilenler" için getirilen "tekrar başvuru yapma yasağı" kaldırılmış ve bu kişiler için caydırıcı yaptırımı oldukça düşük olan ve sahtekârlığa başvurmayanlarla aynı cezai yaptırıma dayanan yeni bir düzenleme yapılmıştır.  Şayet YÖK, açıklamamızdan alıntıladığı paragrafı değil de bir alt paragrafı alıntılamış olsaydı, işaret ettiğimiz sorunun boyutlarını daha rahat görebilecek ve ne demek istediğimizi daha iyi anlamış olacaktı. Açıklamamızdaki (görmek için tıklayınız) ilgili paragrafa bakıldığında şu ifadelere yer verdiğimiz görülecektir:

"Elbette ki bir hakkın kullanımının tamamen yasaklanması temel hak ve özgürlüklerle bağdaşmayan hukuksuz bir uygulamadır. Ancak YÖK, yaptığı değişiklikle başka bir hukuksuzluğu beraberinde getirmektedir. Çünkü sahtekârlığın cezası, ÖYP kadrosundan istifa eden ya da kadro kazandığı hâlde göreve başlamayanlara verilen cezayla aynıdır. Dolayısıyla amaç temel hak ve özgürlüklerin kullanımının tamamıyla engellenmesini ortadan kaldırmak değil; sahtekârlığa verilen cezayı basitleştirmektir. Açıkça ifade etmek gerekirse bu durum, AKP`nin sahtekârlığı normalleştirme çabasının bir ürünü olarak görülmelidir."  

Görüldüğü üzere konuyla ilgili yaptığımız açıklamada kullandığımız "Sahtekârlığa Kapı Aralandı" tespitimiz halen geçerliliğini korumaktadır. Çünkü,

Devamını Oku

Yazdıre-Posta